Fidel’in ülkesinde doğa ve insan

Fidel’in önderliğinde Küba Devrimi, emperyalizmin sömürüsünden sadece bir halkı kurtarmadı; onunla birlikte toprakları, denizleri, bitkileri ve hayvanları, göğü, havayı ve börtü böceği de kurtardı. Fidel’in ülkesinde toplumun doğa ile ilişkilerinde insanlığın bugünü ve geleceği için çok önemli bir örnek yaratıldı.

Kristof Kolomb’un “şimdiye dek bir insan gözünün gördüğü en güzel topraklar” dediği Küba’nın o gün yüzde doksan beşi ormanlarla kaplıydı. 1959 yılında Küba Devrimi adayı emperyalizmin pençesinden kurtardığında ise ormanların oranı yüzde 14’e düşmüştü çoktan. Küba Devrimi eski düzenin ekonomik ve toplumsal miraslarını ortadan kaldırma ve adil, eşit, özgür ve onurlu bir toplum kurma görevini üstlendiğinde, adada toplumun doğa ile ilişkisini de yeniden kurmak göreviyle karşı karşıyaydı. Bugün Küba halkının, aynı anlama geldiği için Küba Devrimi’nin, geçen 50 yılda bütün zorluklara karşın her iki görevinde hakkını verdiğini görmek, dünya ve üzerindeki insanlık için büyük bir umut kaynağı.

Fidel, Devrim ve Doğa

Her şeyden önce Küba’nın bugün dünyaya örnek gösterilen ekolojik gelişiminin Fidel’in öncülüğündeki devrimci toplumsal dönüşümler sayesinde gerçekleşebildiğini belirtmek gerekir.

Küba Devriminin ilk döneminde, Fidel’in acil görevler olarak işaret ettiği yoksullukla mücadele, sağlıklı içme suyu temini,  kentsel altyapı oluşturulması, halk sağlığı tedbirleri, konut ve cehaletle savaşım gibi hedeflerin tamamı doğanın korunmasına da hizmet edecek türden hedeflerdi. Örneğin 1961’deki okuma yazma seferberliği sonraki dönemlerde çevre bilincinin arttırılmasının temelini oluşturdu. Yoksulluğun azaltılması için tarımda şeker kamışına dayalı monokültürle mücadele, ormansızlaşma ve toprak erozyonunun önlemesi gibi olumlu çevresel sonuçlar verdi.

Devrimci hükumetin ilk çıkardığı kanunlardan biri olan Tarım Reformu Kanunu ormanların ve toprakların korunmasını da garanti altına aldı. Doğal rezerv alanları için ilk defa gerçek bir koruma rejimi getirildi. Böylece Küba’nın güney kıyısındaki ünlü Zapata Bataklıkları gibi pek çok yeni alan korunabildi. Küba devrimi ilerleyen yıllarda yürüttüğü biyoçeşitliliğin korunması, ormanlaştırma, mera restorasyonu, mikro-rezervuarlar geliştirilmesi gibi kampanyalarla önemli kazanımlar elde etti. Halk sağlığı çalışmaları ile doğa koruma çalışmalarının entegrasyonu sağlandı.

Öte yandan, 1960’lı yıllarda tüm dünyada benimsenen hızlı sanayileşme politikaları Küba’yı da etkiledi. Ama insani kalkınma yaklaşımı Küba’nın ayırt edici bir özelliği oldu. Devrimci sürecin devasa bir okula dönüştürdüğü toplumda, insan ve doğa bilinci yeni bir değerler sistemine dayandırıldı: Yeni insanın doğa ile ilişkileri de yeniden inşa edilmeliydi. Doğa koruma programlarının çoğu devrimci gönüllülerle gerçekleştirildi.

1970’li yılların başında dünyada hızlı sanayileşmenin olumsuz etkileri tartışılmaya başlandı ve Küba da hızla tartışmaya dahil oldu. Bu tartışmalarda Rachel Carson’un çığır açan Sessiz Bahar  isimli kitabının önemli bir yeri vardır. Bu kitap ‘yeşil devrim’ anlayışının olumsuz etkilerini çarpıcı bir biçimde gözler önüne serildiği ilk çalışmalardan biridir. Zira anne sütlerinde böcek ilaçları kalıntılarının tespit edildiği bilgisi ABD’de geniş kesimlerde şok etkisi yarattı. Fidel de Carson’un kitabını hemen okumuş ve Küba’daki bütün yöneticilerin ve lider kadroların da okumasını sağlamıştır.

Küba’da bu dönemde ekonominin, toplum ve doğa ile uyum içinde gelişmesi gerektiği tezine dayanan entegre kalkınma yaklaşımı savunulmaya başlamıştır. Küba Komünist Partisi’nin 1975 yılında toplanan Birinci Kongresi’nde çevresel sorunlarla ilgilenecek yeni bir kurum yaratılması ihtiyacı tespit edilir ve ertesi yıl bu alandaki ilk ulusal komisyon kurulur. Aynı yıl kabul edilen ilk Anayasa’da doğanın, suyun, havanın, toprak, flora ve faunanın toplum ve devlet tarafından korunmasını öngörür.

1970’ler aynı zamanda tarımda düşük girdi kullanımını öngören programlar geliştirilir. 1975 yılında Havana kentinin sağlıklı gelişimi programı başlatılır. 1975 yılında bütün yeni fabrikalar için atıksu arıtma tesisleri yapılmasını zorunlu kılan bir düzenleme yapılır. 1978 yılında ise çevreye zarar verebileceği tespit edilen kalkınma projelerinin veto edilmesine izin veren yeni bir yasa çıkarılır.

1981 yılında dönemin en ileri çevre koruma standartlarını getiren yeni bir yasa yürürlüğe konur. Bu kanun ülkelerin kalkınması doğrultusunda doğal kaynakların rasyonel kullanımı; çevrenin dönüşümü, korunması, iyileştirilmesi ve onarımı için temel ilkeler saptar.

1990’lar: Krize devrimci yanıt ve yeni bir atılım

1990’lar Küba için bütünüyle krizler ve krizlere verilen devrimci yanıtlarla karakterize oldu. Doğa koruma alanında öncelikle ülke içinde çevre yönetimi güçlendirildi ve halkın katılımını sağlayacak tedbirler alındı. Aynı zamanda uluslararası alandaki öncülük rolünü çevre alanında ilerletecek adımlar atıldı. Küba bütün temel uluslararası çevre rejimlerinin tarafı olmuştur. 1994 yılına gelindiğinde ABD çevre korumaya yönelik 19 uluslararası anlaşma onaylamışken, Küba’nın taraf olduğu anlaşma sayısı 30’du.

1992 yılında Rio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı Küba’nın yeni atılımının önemli bir uğrağı oldu. Fidel konferansta yine Nazım’ın deyişiyle ‘insanı afallatan’ konuşmalarından birini yapmıştı:

“Eğer insanlığın, kendisini yok etmesinden kurtarılmasını istiyorsak, zenginlikleri ve mevcut teknolojileri bu gezegen üzerinde daha adil bir şekilde bölüştürmeliyiz. Yeryüzünün kalan kısmında daha az yoksulluk ve açlık olması için birkaç ülkede daha az lüks ve daha az israf olmalı. Çevreyi felakete sürükleyen tüketici hayat tarzları ve alışkanlıklarının Üçüncü Dünya’ya transferine artık bir son. İnsan hayatını daha rasyonel kılalım. Adil bir uluslararası ekonomik düzen uygulansın. Kirletici olmayan bir sürdürülebilir kalkınma için bütün bilimi kullanalım. Dış borçlar değil, ekolojik borçlar ödensin. İnsanlık değil, açlık ortadan kaldırılsın

Fidel’in bu konuşması, dünyanın bütün sömürülen ülkelerinde büyük yankılar uyandırdı. Konuşmanın özellikle son iki cümlesi anti-emperyalist çevre politikasının temel referanslarından biri haline geldi.

1991 yılında devrimci atılımın bir parçası olarak örgütlenen KKP 4. Kongresi’nde doğal varlıklar için koruma tedbirlerinin alınması ve tarımda biyolojik yöntemlerin başat kılınması gibi öneriler getirildi.  Ertesi yıl gerçekleştirilen Anayasa Reformu ile toplumsal kalkınma ile doğa korumanın bağı güçlendirildi.

Küba’nın kökü 70’lerin ekolojik bilinçlenmeye dayanan bu insani kalkınmaya ekolojik perspektifin entegrasyonu hamlesi son derece önemli sonuçlar doğurdu. Küba’yı pek çok konuda dünyaya örnek gösterilen bir öncü ülke haline getirdi. Öyle ki Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) 2006 yılında yayınladığı ikinci Yaşayan Gezegen Raporu’na göre Birleşmiş Milletler verileri dünya üzerinde sadece Küba’nın sürdürülebilir kalkınma kriterlerini sağladığını göstermekteydi.  

1959 yılında nüfusun sadece yüzde 41.6’sı sağlıklı içme suyuna erişebiliyorken ve sadece yüzde 15’nin sağlıklı sıhhi altyapısı olan bir yerde yaşıyorken, bugün nüfusun neredeyse tamamı her ikisine de sahip.

Ama Fidel’in ülkesi bununla sınırlı değil. Küba’da insan ile birlikte dağ, taş, orman ve suda özgürleşti. Devrimden önce sömürgecilerin neredeyse yok ettiği orman alanları yüzde 25’lere kadar yükseldi. Bugün adanın yüzde 22’si korunan alan statüsüne sahip. 1959 yılında verimli toprakların yüzde 80’i erozyon, tuzlanma ve drenaj sorunlarından muzdaripken, bugün verimli alanlar yüzde 80’lere yükseldi.

Küba Nasıl Başardı?

Bu soruya rahatlıkla yanıt vermek mümkündür: Fidel’in önderliğinde ve sosyalizm ile. Küba sosyalizminin toplumsal düzenlemeleri ve ideolojik öncelikleri her zaman kalkınmaya insani bir boyut ekledi. İnsani olan doğayla uyumdur. O nedenle, Fidel sadece insanların toplumsal kurtuluşuna değil; havanın, suyun, toprağın ve canlıların da kurtuluşuna önderlik etmiştir.

Viva Fidel!

Hasta La Victoria Siempre!

Tezcan Eralp Abay

http://haber.sol.org.tr/dunya/sol-fidelin-ulkesini-anlatiyor-fidelin-ulkesinde-doga-ve-insan-177894

Related posts: